Son Paylaşımlar
Anasayfa / Kitap Yorumları / Öykü-Hikaye / KIRMIZI SAÇLI KADIN – ORHAN PAMUK

KIRMIZI SAÇLI KADIN – ORHAN PAMUK

0000000679924-1

KİTABIN ADI: KIRMIZI SAÇLI KADIN

YAZARI: ORHAN PAMUK

BASKI YILI: 2016

SAYFA SAYISI: 204

YAYIN: YAPI KREDİ YAYINLARI

NAÇİZANE PUANIM: 6.5/10

-ARKA KAPAK-

”İlk aşk deneyimi bütün bir hayatı belirler mi? Yoksa kaderimizi çizen yalnızca tarihin ve efsanelerin gücü müdür?”

~Kırmızı Saçlı Kadın~

Kısaca…

1980’lerde İstanbul’a yakın küçük bir kasabada eski usüllerle kuyu kazan Mahmut Usta ve liseli çırağı Cem’in hikayesiyle başlar. Cem her gece kasabanın dışındaki esrarengiz ‘kırmızı saçlı kadın’ın anlattığı eski hikayeleri dinlemek üzere gezici tiyatroya gider. Bu kadın Cem üzerinde tuhaf bir etkiye sahiptir ve zamanla kadına zaaf duymaya başlayan Cem, yetişkinliğe geçiş aşamasında bu kadının etkisiyle bambaşka birisi olur çıkar.

Medeniyetler üzerindeki baba-oğul ilişkileri…

Okuyucu bir yandan Cem’in daha evvel yaşamadığı duyguları yaşamasına şahitlik ederken, bir yandan da medeniyetler üzerindeki baba-oğul ilişkilerine başka bir perspektiften yaklaşma imkanı buluyor. Baba-oğul arasındaki ‘otorite’ ve ‘birey olma’ mücadelesi konularını yüzeysel bir şekilde işlemiş olması ise kitabın, okuyucuyu hikayeye dahil etmesi açısından oldukça yetersiz kalmış.

Okuyucuyu hikayenin dışına iten bir anlatı…

Hikayede adı geçen karakterleri detaylıca ele alırsak; ana karakter Cem, babası tarafından terk edilmiş, liseden yeni mezun olmuş, yazın sert sıcağında küçük bir kasabada kuyu kazan ve kendinden yaşça büyük bir kadına aşık olan genç bir adamdır. Diğer karakterler ise; eşini ve oğlunu ‘ne uğruna’ terk etmiş bir baba, çilekeş anne, hafif meşrep bir karakter olan ‘kırmızı saçlı kadın’, babasını hiç görmeden ve ondan nefret ederek büyümüş bir ‘oğul’ dan oluşuyor. Hikayesine dahil olduğumuz bu karakterlerle özdeşim kurma problemi yaşıyoruz. Söz ettiğimiz bu karakterler, kitap bittikten sonra okuyucunun aklında yer etmiyor; adeta ‘antipatik’ bulduğumuz karakterlerin yaşadığı olaylara dahil olmaktan ziyade yaşananlara yalnızca şahitlik edebiliyoruz.

Zihinlerde derin bir merak unsuru bırakarak okuyucusuna veda ediyor…

Kitapta geçen ‘Rüstem ve Sührab’ ile ‘Kral Oidipus’  gibi iki efsane gerçek yaşamdaki sıradan hayatlarımızın eski metinlerden ne kadar etkilendiği konusunda zihinlerde bir merak unsuru bırakarak okuyucusuna veda ediyor.

Orhan Pamuk’un kitapta ifade ettiği baba-oğul ilişkisine yönelik ifadeleri oldukça yüzeysel, eğreti ve okunduğunda ağızda ‘taslak’ tadı bırakan bir anlatıdan ibaret. Hikaye, baba-oğul ilişkisi gibi derin bir meselenin ele alındığı bir kitapta bu konunun daha detaylı bir şekilde ele alınmasına ihtiyaç duyuyor. Fakat üstünkörü değinilmiş, detaylandırılmaktan çekinilmiş kötü bir baba-oğul ilişkisiyle karşılaşıyoruz.

Öngörülebilir olaylar dizisinin hakim olduğu bir hikaye…

Kitabın sonlarına doğru, gelişen olaylar dizisinde okuyucu bir noktada ümit etmeyi bırakıyor ve olacakları izlemeye koyuluyor. Adeta ‘olacakla öleceğe çare yok’ havasında anlatılan bu hikayede bir tür ‘kadercilik’ atmosferi hakim. Okuyucuyu bir noktadan sonra kaçınılmaz sonun içine alıyor.

Aslında kitabın söylemeye çalıştığı bir şey var. O şey de şu, kaderinizde yaşamanız gereken ne varsa onu er yada geç yaşayacaksınız. Budan kaçışınız yok. Hikayenin gidişatında hissedilen bu gerilim yahut insanın kaderinden kaçamaması durumu gibi konular, kitabı okuduğunuz sırada üzerinizde bir ağırlık hissetmenize neden oluyor. Kitabı bitirdikten sonra da bu ağırlık yerini çaresizlik hissine bırakıyor.

~içinden~

‘Bir baba ihtiyacı her zaman var mıdır, yoksa kafamız karıştığı, dünyamız dağıldığı, ruhumuz daraldığı vakit mi isteriz babayı?”

divider_ribbon2

Bana göre Orhan Pamuk bu kitabında pek sade, pek yavan bir üslup kullanmış. Dolayısıyla kitabın kolay okunup kolay idrak edilebileceğinin garantisini verebilirim. Dolayısıyla kitap bir çırpıda okunabilen, hikayenin sonuna okuyucuyu bir çırpıda getirebilen; fakat ucuz bir film senaryosu olmaktan öteye gidemeyen bir hikayeden oluşuyor. Her ne kadar da içerisindeki hikayeyle okuyucunun zihninde büyük patlamalar yaşatmasa da, Kral Oidipus ve benzeri gibi efsanelerden söz ederek mitolojiye karşı ilgi uyandırıyor. Bana göre en azından bu durumu pekiştirdiği için okumaya değer bir kitap…

İyi okumalar…

03.08.2016

Nihan Polat

Hakkında nihan polat

Nihan, 1994 yazında İstanbul'da doğdu. Çocukken en sevdiği şey hızla giden bisikletten düşmek, kabuk tutan yaralarını soymak, tuğla tozuyla tükürükten kına yapmaktı. Eğitim hayatı boyunca birçok okul değiştirdi. Pek çok insan tanıdı. Tanıdığı insanlar ona çok şey kattı. Babası ona okuma yazmayı öğrendiği günden itibaren kitap okuttu. En sevdiği de Ayşegül Serisiydi. Ayrıca babası tam bir sinemaseverdi ve onu sinemaya yönlendirdi. Nihan, Ege Üniversitesinde Radyo, Televizyon ve Sinema Bölümü öğrencisi, edebiyatı ve sinemayı çok seviyor.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir